kolumun dış tarafıyla camın buğusunu sildim. ama yazdığım yazının izi nedense kaybolmadı.
büyük yazarı rafa kaldırmam gerektiğini anladım. çünkü beni üzmek isiyordu. ve ben vh1 dinlemekten hala keyif alıyordum. güncel olanla fazla il?gim yoktu. büyük yazar ise hanefi avcı'dan musa anter'e uzanan arada azınlıklara uğrayan bir skala bir oraya bir buraya gidip geliyordu.
new radicals'ı sevmeyecekti. büyük yazarın iyi bir insan olduğuna inancım hızlıca kayboldu. o herkesin hayatında merkezde durmak ve öylece sokunulmak istiyordu ama buna karşılık verebileceği şey yoktu. onu çok sevecek birisi onu üzerdi en fazla.
o yüzden ben de onunla sevişmeden hayatından çıkmaya karar verdim. herkesle aynı mesafede flört eden bi adam en fazla siniri bozardı, neyse bunu anladın mı acaba?
camda "seni hep seveceğim..." yazısı kaldı...
büyük yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
büyük yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Ekim 2010 Cumartesi
Etiketler:
azınlıklar,
büyük yazar,
hanefi avcı,
musa anter,
new radicals,
rilke,
tolstoy
27 Eylül 2010 Pazartesi
daracık bir masa, uzun bacaklar
benim yazarla gecenin en kalabalık yerinde buluştuk. daha önceden beni arayıp haber vermişti. yemekten sonra görüşebilir miyiz? çok ince bir soru sormuştu. zaten kendisi çok zarif bir yazardır. önceden sözleştiği bir yemek olduğunu da ekledi. yani aslında benim de katılmamı çok isterdi sanırım. böyle, dedi.
gecenin en kalabalık yerinde, daracık bir sokağa, sokağın da neredeyse tam ortasına oturduk. bir sürü insan gelip geçmekte idi. bir sürü insan birbirine ve bizim masamıza sürünerek geçmekte ısrar ediyordu.
yazar, bu sokağı, kalabalığı çok sevdiğini söyledi. orada öylece, daracık bir masada uzun bacaklarımı nereye sokuştaracağımı bilemeden onu öylece dinliyordum. kafası güzeldi. akşamın inen ilk saaatlerinden beri içiyordu belli.
neden bu kadar içtiğini düşündüm. "neden bu kadar içiyorsun be kuzum?" diyesim geldi. ama bacaklarım o kadar rahatsızdı ki bunun yerinde "haydi buradan kalkalım" dedim. başka lanet bir yere gitmek daha iyi olacaktı.
yazarım sızlanmadı. " tamam" dedi.
gecenin en kalabalık yerinde, daracık bir sokağa, sokağın da neredeyse tam ortasına oturduk. bir sürü insan gelip geçmekte idi. bir sürü insan birbirine ve bizim masamıza sürünerek geçmekte ısrar ediyordu.
yazar, bu sokağı, kalabalığı çok sevdiğini söyledi. orada öylece, daracık bir masada uzun bacaklarımı nereye sokuştaracağımı bilemeden onu öylece dinliyordum. kafası güzeldi. akşamın inen ilk saaatlerinden beri içiyordu belli.
neden bu kadar içtiğini düşündüm. "neden bu kadar içiyorsun be kuzum?" diyesim geldi. ama bacaklarım o kadar rahatsızdı ki bunun yerinde "haydi buradan kalkalım" dedim. başka lanet bir yere gitmek daha iyi olacaktı.
yazarım sızlanmadı. " tamam" dedi.
muhteşem fizik
aynı zamanda muhteşem fiziği olan akıllı bir kızım. bunu belli etmiyorum artık.
mükemmel fizikli bir kadının zeki olmasına dayanamıyor pek çok kişi. özellikle erkekler, hoş erkekler...
benim yazar da çok ileri görüşlü, genel kültürde on numara ama daha kadınsı olmam konusunda benden istekli. zekamı göstermek bir yana hissettirmem bile onu rahatsız ediyor. koştururken arkadan görüntüsü hiç fena değil ama!
ben artık yazarımın dediği gibi davranmaya çalışacağım. zaten bir süredir bunu istiyordum. bildiğini belli etmeyen bakışlara sahip olmak için çabalıyordun anlayacağınız. ideal insan olarak onaylanmak için yapamayacağım şey yoktur. anladınız mı allahın cezaları?
mükemmel fizikli bir kadının zeki olmasına dayanamıyor pek çok kişi. özellikle erkekler, hoş erkekler...
benim yazar da çok ileri görüşlü, genel kültürde on numara ama daha kadınsı olmam konusunda benden istekli. zekamı göstermek bir yana hissettirmem bile onu rahatsız ediyor. koştururken arkadan görüntüsü hiç fena değil ama!
ben artık yazarımın dediği gibi davranmaya çalışacağım. zaten bir süredir bunu istiyordum. bildiğini belli etmeyen bakışlara sahip olmak için çabalıyordun anlayacağınız. ideal insan olarak onaylanmak için yapamayacağım şey yoktur. anladınız mı allahın cezaları?
26 Eylül 2010 Pazar
basit bir imza günü
"bir imza günü" dedi. orta şekerli kahvemi içerken. "basit bir imza günü" der gibiydi. cumartesi günü saat 14.00 ile 17.00 arasında, şehrin en işlek yerinde.
16.45de tam oradaydım. ancak yazar yerinde yoktu. masada yazarın isminin yazılı olduğu kağıdın yanında, birkaç kuru pasta bulunan büyük tabak, bir iki plastik bardakta yarım bırakılmış fanta, büyükçe bir demet beyaz çiçek vardı...
yazar, çiçeğini bırakıp oradan gitmişti. görevlinin yanına yaklaşıp, "yazar beni çiçeği almam için yolladı" diyecektim büyük bir ciddiyetle. saçları koyu kırmızı hoş bir kadının bu isteğini hele de
b
ü
y
ü
k
bir yazar rica etmişse, kırmaları mümkün değildi. ama ben bir soğuk espriye daha gerek olmadığını düşündüm. vazgeçtim. kimbilir yazar, ne espriler yapmıştı, kitabını imzalatmaya gelen o hoş insanlara. sıcak ve samimi esprilerdi bunlar.
16.45de tam oradaydım. ancak yazar yerinde yoktu. masada yazarın isminin yazılı olduğu kağıdın yanında, birkaç kuru pasta bulunan büyük tabak, bir iki plastik bardakta yarım bırakılmış fanta, büyükçe bir demet beyaz çiçek vardı...
yazar, çiçeğini bırakıp oradan gitmişti. görevlinin yanına yaklaşıp, "yazar beni çiçeği almam için yolladı" diyecektim büyük bir ciddiyetle. saçları koyu kırmızı hoş bir kadının bu isteğini hele de
b
ü
y
ü
k
bir yazar rica etmişse, kırmaları mümkün değildi. ama ben bir soğuk espriye daha gerek olmadığını düşündüm. vazgeçtim. kimbilir yazar, ne espriler yapmıştı, kitabını imzalatmaya gelen o hoş insanlara. sıcak ve samimi esprilerdi bunlar.
sahip;
aşk sahip olmadığımız bir şeyi, onu sizden istemeyen birine vermektir... demiş lacan. ben de onu büyük yazara söylüyorum; yeniden.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)