27 Eylül 2010 Pazartesi

muhteşem fizik

aynı zamanda muhteşem fiziği olan akıllı bir kızım. bunu belli etmiyorum artık.
mükemmel fizikli bir kadının zeki olmasına dayanamıyor pek çok kişi. özellikle erkekler, hoş erkekler...
benim yazar da çok ileri görüşlü, genel kültürde on numara ama daha kadınsı olmam konusunda benden istekli. zekamı göstermek bir yana hissettirmem bile onu rahatsız ediyor. koştururken arkadan görüntüsü hiç fena değil ama!
ben artık yazarımın dediği gibi davranmaya çalışacağım. zaten bir süredir bunu istiyordum. bildiğini belli etmeyen bakışlara sahip olmak için çabalıyordun anlayacağınız. ideal insan olarak onaylanmak için yapamayacağım şey yoktur. anladınız mı allahın cezaları?

zor bir plan,

yaşadığım zamanın ve coğrafyanın en cesur kadını değilim elbette. bu payeyi seda sayan'a vermekte beis görmüyorum. köşeci yazarlar da görmesin lütfen. yiğin hakkı rapunzel'e olmalı her zaman. ben bunu bilir bunu söylerim.
kendimi ulusal moda tasarımcısı olarak görüyorum. ulusal moda tasarımcısı, basit bir tanımlama gibi gelmiyor kulağa değil mi? ulusal olan aynı zamanda uluslararası olmaya da muktedirdir. bunu unutmayın.
evet, cesurluğa soyunmuş kadınlardan biriyim. bunu böyle söylememde bir sakınca yok. cesurluğa soyunmak değil. kimsenin kendisine morun tonlarını yakıştıramadığı bir yerde morun her tonunu her zaman kendisine yakıştıran demektir. mütevazlığı elden bırakmadan alayına düşüncelerini söyleyebilen demektir. bir de elbette osmanlı mutfağından seçme yemekleri yapabilmek falan filan işte...
ben mesleğim düşüldüğünde bir numaralı modacıyım. neden inkar edeyim?

plan devam ediyor!

çalıştığım firmanın şarkıcıları gece konser veriyordu. bir parça iş, bir parça eğlence için bundan daha iyisi bulunamazdı.
ama başlangıç sona hiç uymaz, değil mi?

hepsi planın bir parçası!

o gece için çok sayıda planım vardı.
çok sayıda plan çok sayıda erkek demektir. çok sayıda erkeğin ne anlama geldiğini söylememe gerek yok elbette. yoksa var mı?
planlarım arasında gelen teklifleri değerlendirmek vardı. ama hangisi atlatıp hangisini kabul edeceğim konusunda fikirlerim vardı. kimilerini baştan çarpı işaretiyle cezalandırmıştım. bir parça akılları varsa şayet bunun şansın ılık gülümsemesi olduğunu anlamaları lazımdı. ama nerede o zeka!
en iyisi ve zorunlu olanı konsere gitmekti.

26 Eylül 2010 Pazar

basit bir imza günü

"bir imza günü" dedi. orta şekerli kahvemi içerken. "basit bir imza günü" der gibiydi. cumartesi günü saat 14.00 ile 17.00 arasında, şehrin en işlek yerinde.
16.45de tam oradaydım. ancak yazar yerinde yoktu. masada yazarın isminin yazılı olduğu kağıdın yanında, birkaç kuru pasta bulunan büyük tabak, bir iki plastik bardakta yarım bırakılmış fanta, büyükçe bir demet beyaz çiçek vardı...
yazar, çiçeğini bırakıp oradan gitmişti. görevlinin yanına yaklaşıp, "yazar beni çiçeği almam için yolladı" diyecektim büyük bir ciddiyetle. saçları koyu kırmızı hoş bir kadının bu isteğini hele de
b
ü
y
ü
k
bir yazar rica etmişse, kırmaları mümkün değildi. ama ben bir soğuk espriye daha gerek olmadığını düşündüm. vazgeçtim. kimbilir yazar, ne espriler yapmıştı, kitabını imzalatmaya gelen o hoş insanlara. sıcak ve samimi esprilerdi bunlar.

adam phillips

konunun adam phillips ile direkt ya da dolaylı olarak bir bağlantısı yok. adam phillips kendi halinde bir yazar. benim onunla tanışıklığım çok eskilere dayanmıyor. hoş tanışsak da bunua nımsayacağımı sanmıyorum. ama onun dediği gibi "herşeyi bilen için sesks daima bir sorundur." katılmamak mümkün değil. ah adam, ah!

sahip;

aşk sahip olmadığımız bir şeyi, onu sizden istemeyen birine vermektir... demiş lacan. ben de onu büyük yazara söylüyorum; yeniden.