çalıştığım firmanın şarkıcıları gece konser veriyordu. bir parça iş, bir parça eğlence için bundan daha iyisi bulunamazdı.
ama başlangıç sona hiç uymaz, değil mi?
27 Eylül 2010 Pazartesi
hepsi planın bir parçası!
o gece için çok sayıda planım vardı.
çok sayıda plan çok sayıda erkek demektir. çok sayıda erkeğin ne anlama geldiğini söylememe gerek yok elbette. yoksa var mı?
planlarım arasında gelen teklifleri değerlendirmek vardı. ama hangisi atlatıp hangisini kabul edeceğim konusunda fikirlerim vardı. kimilerini baştan çarpı işaretiyle cezalandırmıştım. bir parça akılları varsa şayet bunun şansın ılık gülümsemesi olduğunu anlamaları lazımdı. ama nerede o zeka!
en iyisi ve zorunlu olanı konsere gitmekti.
çok sayıda plan çok sayıda erkek demektir. çok sayıda erkeğin ne anlama geldiğini söylememe gerek yok elbette. yoksa var mı?
planlarım arasında gelen teklifleri değerlendirmek vardı. ama hangisi atlatıp hangisini kabul edeceğim konusunda fikirlerim vardı. kimilerini baştan çarpı işaretiyle cezalandırmıştım. bir parça akılları varsa şayet bunun şansın ılık gülümsemesi olduğunu anlamaları lazımdı. ama nerede o zeka!
en iyisi ve zorunlu olanı konsere gitmekti.
26 Eylül 2010 Pazar
basit bir imza günü
"bir imza günü" dedi. orta şekerli kahvemi içerken. "basit bir imza günü" der gibiydi. cumartesi günü saat 14.00 ile 17.00 arasında, şehrin en işlek yerinde.
16.45de tam oradaydım. ancak yazar yerinde yoktu. masada yazarın isminin yazılı olduğu kağıdın yanında, birkaç kuru pasta bulunan büyük tabak, bir iki plastik bardakta yarım bırakılmış fanta, büyükçe bir demet beyaz çiçek vardı...
yazar, çiçeğini bırakıp oradan gitmişti. görevlinin yanına yaklaşıp, "yazar beni çiçeği almam için yolladı" diyecektim büyük bir ciddiyetle. saçları koyu kırmızı hoş bir kadının bu isteğini hele de
b
ü
y
ü
k
bir yazar rica etmişse, kırmaları mümkün değildi. ama ben bir soğuk espriye daha gerek olmadığını düşündüm. vazgeçtim. kimbilir yazar, ne espriler yapmıştı, kitabını imzalatmaya gelen o hoş insanlara. sıcak ve samimi esprilerdi bunlar.
16.45de tam oradaydım. ancak yazar yerinde yoktu. masada yazarın isminin yazılı olduğu kağıdın yanında, birkaç kuru pasta bulunan büyük tabak, bir iki plastik bardakta yarım bırakılmış fanta, büyükçe bir demet beyaz çiçek vardı...
yazar, çiçeğini bırakıp oradan gitmişti. görevlinin yanına yaklaşıp, "yazar beni çiçeği almam için yolladı" diyecektim büyük bir ciddiyetle. saçları koyu kırmızı hoş bir kadının bu isteğini hele de
b
ü
y
ü
k
bir yazar rica etmişse, kırmaları mümkün değildi. ama ben bir soğuk espriye daha gerek olmadığını düşündüm. vazgeçtim. kimbilir yazar, ne espriler yapmıştı, kitabını imzalatmaya gelen o hoş insanlara. sıcak ve samimi esprilerdi bunlar.
adam phillips
konunun adam phillips ile direkt ya da dolaylı olarak bir bağlantısı yok. adam phillips kendi halinde bir yazar. benim onunla tanışıklığım çok eskilere dayanmıyor. hoş tanışsak da bunua nımsayacağımı sanmıyorum. ama onun dediği gibi "herşeyi bilen için sesks daima bir sorundur." katılmamak mümkün değil. ah adam, ah!
sahip;
aşk sahip olmadığımız bir şeyi, onu sizden istemeyen birine vermektir... demiş lacan. ben de onu büyük yazara söylüyorum; yeniden.
30 Ağustos 2010 Pazartesi
kürşat başar
kürşat başar güncel aşkları mercek altına alıyor. saçlarındaki boya doğal olma gayretinde...
yeniden buradayım
evet, yeniden buradayım. uzun zaman ara verdiğim bu değerli sayfalara geri döndüm.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)